
![]()
Süs eşyaları gerek dini, gerekse süslenme amacıyla çok eski devirlerden beri bilinmektedir. Bu küçük ve göz alıcı eşyaların kullanım amaçları günümüzden pek de farklı değildir. Süslenmek ve güzel görünmek için takılan süs eşyaları (özellikle altın) kişinin toplum içindeki sosyal ve ekonomik durumunun bir göstergesidir. Ayrıca, doğum günü ve düğün hediyesi olarak verilmekte, mabetlerde tanrılara adak olarak sunulmakta ve ölüyü onurlandırmak için mezarlara konmaktadır.
Altın ve gümüş ustaları MÖ 3.binden itibaren çeşitli yöntemlerle mücevher yapımını sürdürmüşlerdir. Özellikle altın, gümüş ve elektrum gibi soy metaller kullanarak yapılan süs eşyalarının bezemelerinde görülen granülasyon (damlatma) ve filigre (telkari) teknikleri, Eski Tunç Çağı'ndan başlayarak, Bizans Çağı'na kadar sürekli olarak kullanılmıştır.
Hellenistik Çağ'a kadar sadece metalin kendisi kullanılarak yapılan süs eşyaları, bu devirle birlikte kıymetli taşlarla bezenmeye başlamıştır. Zümrüt, yakut, akik, akuamarin, garnet, karnelien, sard gibi birçok değerli taş, Büyük İskender'in doğuya yapdığı seferler sonucu Hellen süs eşyalarına yansımıştır. Roma Çağı'nda bu taşlara inci, kantaşı (jesper) ve cam ilave edilmiştir. Bu çağda altın yüzük kullanmak, sadece devletin belli kademelerindeki kişilere verilen bir imtiyazdır. Bu nedenle de Roma Çağı'nda, halk arasında çok yaygın olan cam ve bronz yüzükler bol miktarda ele geçmiştir.
